Yorum (0)
Yorum yaz!
Kalıcı Bağlantı
Başlıkta adı geçen kilisede şöyle bir yazı yazmıştım, word'e ya da buraya dolaylı olarak aktarmaya üşendim, öyle çalakalem yazılmış bir yazı. Blog da benim değil mi? Buyrun paylaşıyorum umarsızca:


Yorum (0)
Yorum yaz!
Kalıcı Bağlantı
Cicero, In Catilinam I.1-2vd.
[1] I. Quo usque tandem abutere, Catilina, patientia nostra? quam diu etiam furor iste tuus nos eludet? quem ad finem sese effrenata iactabit audacia? Nihilne te nocturnum praesidium Palati, nihil urbis vigiliae, nihil timor populi, nihil concursus bonorum omnium, nihil hic munitissimus habendi senatus locus, nihil horum ora voltusque moverunt? Patere tua consilia non sentis, constrictam iam horum omnium scientia teneri coniurationem tuam non vides? Quid proxima, quid superiore nocte egeris, ubi fueris, quos convocaveris, quid consilii ceperis, quem nostrum ignorare arbitraris? [2] O tempora, o mores! Senatus haec intellegit. Consul videt; hic tamen vivit. Vivit? immo vero etiam in senatum venit, fit publici consilii particeps, notat et designat oculis ad caedem unum quemque nostrum. Nos autem fortes viri satis facere rei publicae videmur, si istius furorem ac tela vitemus. Ad mortem te, Catilina, duci iussu consulis iam pridem oportebat, in te conferri pestem, quam tu in nos [omnes iam diu] machinaris.
[3] An vero vir amplissumus, P. Scipio, pontifex maximus, Ti. Gracchum mediocriter labefactantem statum rei publicae privatus interfecit; Catilinam orbem terrae caede atque incendiis vastare cupientem nos consules perferemus?


Çevirimin tam hali ve konuyla alakalı ettiğim üç beş kelam için son entirime bakabilirsiniz: http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=13428861
Yorum (0)
Yorum yaz!
Kalıcı Bağlantı
Cemil Meriç, Jurnal'den
"Çağları ile kaynaşan bahtiyar insanlar var." Ne kof, ne düşünülmeden söylenmiş bir söz. "Çağları ile" ne demek? Hudutları belli bir çağ, bütünü ile benimsenilen, kaynaşılan bir çağ. Saat bütün iklimlerde ve bütün insanlar için aynı hızla mı işler? Cümleyi söylerken, Çetin (Altan) ile Attila'yı (İlhan) düşünmüştüm. Saçmalamışım. Çağları ne demek? her ikisi de aynı çağda mı yaşıyorlar? Bahtiyar oldukları nereden belli? Ben başka bir çağın insanı mıyım? Galiba herkesin yaşadığı çağ ayrı.
Belli bir topluluğun zevklerine uymak, beklediklerini karşılamak mı bahtiyarlık? Belli bir topluluk lafı da bir şey ifade etmiyor.
Meseleyi yanlış koydum. Neden Çetin ile Attila okunup beğeniliyor da ben beğenilmiyorum?
Yorum (0)
Yorum yaz!
Kalıcı Bağlantı
Ritchie'nin Özetlediği Perseus - Medusa Hikayesi
C. Cengiz Çevik
Perseus, mitolojide kendisinden pek sık bahsedilen bir kişidir. Değerli münevverlerden Francis Ritchie'nin Fabulae Faciles'te (Basit Hikayeler) derlemiş olduğu hikayelerden biri de onun Medusa'nın kellesini kopardığıdır.http://www.thelatinlibrary.com/ritchie.html adresinden ulaşabileceğiniz bu derlemenin ilk 5 bölümünü Türkçeleştirdim, ancak word'e ve en nihayetinde buraya yazı olarak aktarmaya fırsatım olmadı. O yüzden Türkçeleri bizzat el yazımla (orjinalliin tadı da başka oluyor o ayrı) buraya koyuyorum. Ayrıca yukarıda verdiğim linkten de orjinal Latinceleri de buraya alıyorum. Keyifli okumalar diliyorum.
1. THE ARK
Haec narrantur a poetis de Perseo. Perseus filius erat Iovis, maximi deorum; avus eius Acrisius appellabatur. Acrisius volebat Perseum nepotem suum necare; nam propter oraculum puerum timebat. Comprehendit igitur Perseum adhuc infantem, et cum matre in arca lignea inclusit. Tum arcam ipsam in mare coniecit. Danae, Persei mater, magnopere territa est; tempestas enim magna mare turbabat. Perseus autem in sinu matris dormiebat.

2. JUPITER SAVES HIS SON
Iuppiter tamen haec omnia vidit, et filium suum servare constituit. Tranquillum igitur fecit mare, et arcam ad insulam Seriphum perduxit. Huius insulae Polydectes tum rex erat. Postquam arca ad litus appulsa est, Danae in harena quietem capiebat. Post breve tempus a piscatore quodam reperta est, et ad domum regis Polydectis adducta est. Ille matrem et puerum benigne excepit, et iis sedem tutam in finibus suis dedit. Danae hoc donum libenter accepit, et pro tanto beneficio regi gratias egit.

3. PERSEUS IS SENT ON HIS TRAVELS
Perseus igitur multos annos ibi habitabat, et cum matre sua vitam beatam agebat. At Polydectes Danaen magnopere amabat, atque eam in matrimonium ducere volebat. Hoc tamen consilium Perseo minime gratum erat. Polydectes igitur Perseum dimittere constituit. Tum iuvenem ad se vocavit et haec dixit: "Turpe est hanc ignavam vitam agere; iam dudum tu adulescens es. Quo usque hic manebis? Tempus est arma capere et virtutem praestare. Hinc abi, et caput Medusae mihi refer."

4. PERSEUS GETS HIS OUTFIT
Perseus ubi haec audivit, ex insula discessit, et postquam ad continentem venit, Medusam quaesivit. Diu frustra quaerebat; namque naturam loci ignorabat. Tandem Apollo et Minerva viam demonstraverunt. Primum ad Graeas, sorores Medusae, pervenit. Ab his talaria et galeam magicam accepit. Apollo autem et Minerva falcem et speculum dederunt. Tum postquam talaria pedibus induit, in aera ascendit. Diu per aera volabat; tandem tamen ad eum locum venit ubi Medusa cum ceteris Gorgonibus habitabat. Gorgones autem monstra erant specie horribili; capita enim earum anguibus omnino contecta erant. Manus etiam ex aere factae erant.

5. THE GORGON'S HEAD
Res difficillima erat caput Gorgonis abscidere; eius enim conspectu homines in saxum vertebantur. Propter hanc causam Minerva speculum Perseo dederat. Ille igitur tergum vertit, et in speculum inspiciebat; hoc modo ad locum venit ubi Medusa dormiebat. Tum falce sua caput eius uno ictu abscidit. Ceterae Gorgones statim e somno excitatae sunt, et ubi rem viderunt, ira commotae sunt. Arma rapuerunt, et Perseum occidere volebant. Ille autem dum fugit, galeam magicam induit; et ubi hoc fecit, statim e conspectu earum evasit.

Yorum (0)
Yorum yaz!
Kalıcı Bağlantı

C. Cengiz ÇEVİK
-
Son Yazılarım
-
Kategorilerim
Arkadaşlarım
Bağlantılarım
Aşağıdaki Konumlarım başlıklı kısımda geçen siteler dışında başka hiçbir yere yazmamaktayım!
Konumlarım
din
"...hayat kadınlığı (bazı yerlerde buna orospuluk denir) insanlık kadar eskidir derler, aslında yanılırlar, insanlık kadar eski olan tek şey dindir. ya da tersten okursak; din insanlık kadar eskidir. peki ya devletlerde bazı şeylerin günah ve tanrının sevgisinden uzaklaşma, bazı şeylerin de sevap yani tanrının sevgisini kazanma (god loves you hikayesi de budur aslında, şuna da bakmakta fayda var: kötülük dünyanın güzelliği için zorunludur) olarak algılanmasının, buna göre devlet eliyle belli bir dünyevi cezalandırma mekanizmasının işlenmesi yine özellikle de ibrahim 'in dinindeki öte dünya fikrinin varlığıyla birlikte, öte dünyada akleden kişinin cezalandırılması veyahut ödüllendirilmesi düşüncesinin çelişik olduğu veyahut "ya cehennem yoksa?" şüphesiyle (pers mitolojisinde kötülük şüpheyle başlar.) söz konusu edildiği düşünülmemelidir. ."
devamı için..
rasyonel dünyada en az bedelle en fazla mutluluk
"...aslında 'rasyonel bir dünyada rasyonel ve bilgi sahibi öznelerin en az bedelle en fazla mutluluk sağlaması' şeklinde daha açık ifade edilebilecekken; başlık standartizasyonunun buna izin vermemesinden ötürü; 'rasyonel dunyada en az bedelle en fazla mutluluk' şeklinde dile getirebildiğim bir modern çağ hakikatinin iktisapıdır.
hocam cengiz çakmak 'ın, navisalvia 2004 'deki konuşmasından hareketle bu sözü açıklama girişeceğim; zira bu tanım bizzat o konuşmada karşıma çıktı. (navisalvia 2004, sf: 79, arkeoloji ve sanat) hocaya göre; modern insanların homertia 'sı (kusuru), sarsılmaz, sağlam, her şeyin yolunda gideceği bir dünyaya güven duymasıdır. apolloncu akıl ideali, hayatın yıkım güçleri olan erinysler 'in, sirenler'in; akıl-dışının sesini kısmış, yeraltına tıkmıştır. akıllıca davranarak, her şeyin vaktinde önüne geçilebileceği gafletine düşülmüştür. rasyonel bir dünyada, rasyonel ve bilgi sahibi özneler olarak, en az bedelle en fazla mutluluk sağlanmıştır ."
devamı için..
samimiyete mugayir televizyon dunyasi
"... sunucu yaka mikrofonundan ülkemizi temsilen yurovizyona katılacak popüler dünyanın mühim bir isminin macerasının nasıl sonlanacağına dair sorular soruyor, koltuğa sırayla yerleşmiş, her biri kendi reklamı için başka bir abukluğa saplanmış, biri memelerini ta ki meme uçları görünene ve o kutsal olması gereken dünyasının belki de en hassas noktasını hiç edene kadar, öbürü sakalına, göbeğine ve sesine kurban olduğumuz luciano'nun yanında müzik eğitimi almış olmasıyla mutlu mesut yaşarken, bir gün kendisine altın tepsiyle sunulmuş olan popülerlik iksirinden içerek manasız projelere dahilinde o televizya senin bu televizya benim dolaşadurmuş, belki hangi ideallerini kibritle kül etmiş, sunucu yaka mikrofonundan, stüdyoya getirilmiş olan, eğitim amaçlı yapılmış iç organları gösteren insan vücudu modeline bakıp, "meğerse içimiz ne fenaymış" diye o organlara sanki pisliklermiş gibi bakarken, içinde bulunduğu stüdyonun spotları altında, birbirinden gerzekçe anneler günü mesajlarıyla, fakir ülkelerin fakir vatandaşlarının fakir hayallerine seslenen fakir eğlencesi yurovizyon'da kenan'ın yanında olduğumuza dair sloganlarıyla..."
devamı için..
hepimiz ermeniyiz
"...benim içinde olmadığım tezahurat.
zira kafasında az biraz türk, kürt, ermeni, yahudi, şu bu gibi ayrımlar olmayan insanlar için, karşıdakinin fikir hürriyetini ve can güvenliğini savunabilmek, hakkı yendiğinde arkasında durabilmek için , kimilerinin kafasındaki -kimi zaman savaşlara, kıyımlara bile sebep olmuş- bölümlemlere göre onun ırkından olmaya gerek yoktur.."
devamı için..
bom yeoreum gaeul gyeoul geurigo bom
"... önce jasmine tütsümü yaktım, izlemeye koyuldum, evvelden bir bin jip tecrübem olduğundan begüm tarafından her ne kadar; 'yazdıklarını okudum beğenmemişsin, şimdi bunu önyargıyla izleyeceksin' şeklinde bir suçlamaya maruz bırakılmışsam da, oldukça neutrum'dum filme karşı; hatta uzakdoğu filmlerine karşı başlı başına neutrum olan ben hatta o müthiş doğa görüntüleri, tepelerin ardındaki sisler, göl, ağaçlar ve çeşit çeşit canlının harmoniasıyla ne güzel de hoşnut kaldım, daha hemen başlarda. ay özür dilerim bir tanım gerekiyordu değil mi, ah şu benim unutkan kafam; bom yeoreum gaeul gyeoul geurigo bom, adeta insan hayatını kısa bir şekilde tasvir eden ilkbahar yaz sonbahar kış dörtlüsünün yeniden ilkbaharla, ebedi dönüşüne yepyeni öğelerle, devam edişini anlatan nadide bir yapım. aslında nadide olup olmadığı konusunda bir fikrim olmamalı; emin değilim çünkü, benzer yapıda başka yapımlar da olabilir; ama en azından benim sinema görgüm açısından ele alırsak; evet nadide."
devamı için..
ideal romalı
"...bir eskimo kafilesinin, sandallarından karaya çıktıklarını gördüğünde bile yüreği sevinçle dolan fakat buna karşılık romalıları yalnızca ayakta dururken,yatarken ya da savaşırken düşünen, hatta bundan öfkelenen elias canetti 'nin genellemesinde haklılık payı yoktur, diyemem. öyle ki; batı dediğimiz, haklılığını kimi zaman imkanlarına (örneğin; hiristiyan birliğine, haçlı ordularına, uygun coğrafi koşullarına) ve bazen de sistemli, düzgün, hedefinden yüzyıllarca hiç şaşmamış sabırlı yolculuğuna borçlu, isyanların, devrimlerin ve o başkaldırıların sonucu olarak, yeni insani kazanımların, değeri bilinen erdemlerin, 'humanizma adına geri dönüşü olmaz' yolların kesiştiği nokta ve o noktanın insanları, yani batılıları için 'roma' tüm yolların çıktığı kent ve (ideal olan) 'romalı' da o kentin, yani bir nevi avrupa'nın başkentinden tüm kıtaya -hatta amerika 'ya, sanayi hamlelerinin ve yeni sınırlara açılmanın yani emperyalist kaygıların doğal sonucu olarak 19.yy'da asia'ya, afrika'ya gözü para bürümüş şekilde- yayılan kısaca 'batılı' diyebileceğimiz 'yararcı, hatta bir o kadar da -platon 'un devlet 'inde geçtiğince- güçlendikçe işine gelen durum gereğince 'doğrulukçu' ve 'adaletçi' olabilmiş ama özünde ilk söylediğim özelliği yani yararcılığı hep baskın karakteri olmuş vatandaşıdır. yapıp ettiklerinde, bazen yıkarak yeniden kurmaya çalıştıklarında hep bir 'pragmaticus' yani; işlevsellik ve işinin kendisine ait vazgeçilemez amaç/sonuç bulunmaktadır."
devamı için..
The Origin of Philosophy:
The Attributes of Mythic/Mythopoeic Thought
the penelopiad
"...tabi bayan atwood'un asıl sıkıntısı, odysseus'un ithaka'ya döndükten sonra, sadık karısı penelope'nin en gözde on iki kız hizmetçisini oğlu telemakhos ile birlikte öldürmüş olmasıdır. ona göre; zaten odysseia destanında tutarsızlıklar söz konusudur. bu tutarsızlıklara bir nevi kendince yola getirişler sergiliyor; hades'te bu on iki kız, erkek egemen katliamın (bu tabir barışta'ya ait.) hesabını vermesi için odysseus'un peşini bırakmıyor, her an onun ensesinde dolaşıyor. yazar atwood'a göre; bu hesap eninde sonunda sorulacaktır."
devamı için..
nba 2008 slam dunk contest
"...Ayrıca anlamadığım Slam Dunk'ta Howard neden Green'in önüne geçebildi. Gerek içi geçmiş jüri gerekse sms ve nba.com üzerinden oylarını kullananların yüzde 78'i Howard dedi, anlaşılır gibi değil. Green'in gerek jüriye gerekse herkese karşı soğuk ve itici tavrının aksi bir şekilde Howard'a artı puan kazandırdığını düşünüyorum. Bu insanları anlamak mümkün, çağ onlara basketbol deyu bir eğlencelik vermiş, gülüp eğlenirlerken bir de kötü çocuklar ayrıkotu şeklinde ortamın düğün-dernek havasını bozmayıversin diye düşünüyorlar. Ben o beş dakikalık süre içinde oyumu Green'e verdim. Onun yeşil çoraplarıyla bastığı smacı ve doğumgünü pastasındaki mumu söndürerek yaptığı o ilginç şovu daha hoş buldum."
devamı için..
Galatasaray Teknik Direktörü : Karl Heinz Feldkamp
"Arkadaşlar kabul edelim Galatasaray yeniden yapılanıyor, abuk sabuk tipler birer birer temizleniyor, Hakan Şükür de takımdan uzadığı vakit, yerine adam gibi uzun süre oynayacak, amblemin, armanın ağırlığını taşıyabilecek "gençten" bir forvet alındığı vakit, birkaç genç oyuncu takviyesiyle geleceğe yatırım yapmış olacağız. Bitmek bilmeyen lanet olası Stad yapılıyor, bittiğinde alırsın Terim'i, alırsın oturmuş genç kadrosuyla, sağlam yabancılarıyla desteklersin işte o zaman arenaya çıkarsın kardeşim! Böyle ağır aksak olmazdı, uzun vadeye güvenebilmek için Kalli gibi sildi mi tam silen bir adam olmadan da operasyon olmaz bu takımda, Gerets'i hepimiz sevdik ama ne yaptı bu adam, takıma ne verdi hiçbir şey, bir de Kalli'yi düşünün! Gönderdiklerini, takıma kattıklarını düşünün! Ben eminim ki, bir iki hala Lincoln rüyasından uyanamamış tip dışında, Kalli'ye güvenmediği halde takımda herhangi birine güvenebilen biri yok! Ne deniyor "Lincoln, Barusso, Song neden oynamadı?" Üçü de aynı kızaktan geçmedi ki kardeşim, kabahati Kalli'de bulabilesin!"
devamı için..
------------------------------------------Konuk Yazar: Erdem SöylerÜnlü İngiliz Matematikçiden...
Ünlü ingiliz matematikçi G.H.Hardy “Bir Matematikçinin Savunması” adlı kitabında şöyle diyor: “Profesyonel bir matematikçinin, matematik hakkında yazı yazmakta olduğunu algılaması hüzün verici bir olgudur. Matematikçinin işlevi bir şeyler ortaya koymak, yeni teoremler ispatlamak, matematik bilimine katkıda bulunmaktır;kendisinin ya da diğer matematikçilerin neler yapmış olduğunu anlatmak değil. Devlet adamları politika yazarlarını, ressamlar sanat eleştirmenlerini küçümserler. Filozoflar, fizikçiler ve matematikçiler de benzer duygular taşırlar. Açıklama, eleştiri, övgü ikinci sınıf beyinlerin işidir.”
Hardy’nin bu açıklamalarına baktığımızda kendisini küçümseyen bir havası var. Hardy, bir matematikçi olarak yazdığı “Bir Matematikçinin Savunması” adlı kitabında matematik bilimini, matematikle uğraşan bilim adamlarını savunucu açıklamalar yaparken bir bakıma kendisini de alçak gönüllü bir biçimde eleştiriyor.
Konunun içinde kalarak matematiğin yanında diğer dallara da değinerek (yazarlık, şairlik,bilim, felsefe) bir genellemeyle bir konuda uzman, bilgi sahibi olmak, kitap yazmak... her zaman bunları eleştirmekten daha önde tutulur.
Neden?
Acaba bir konuda eser ortaya koyabilmek;belli bir birikim, bilgi gerektirirken öte yandan onu eleştirmek ise önüne gelen bir eseri (hazır bilgi) sadece yorumlamak, iyi ya da kötü. Hiç bilgi gerektirmeden (eleştiri yapabilme bilgisi dışındaki konu bilgisi) eleştiri yapılabilmesi mi, bunu ikinci sınıf yapıyor. Akıl ve gücün, bilgiden geldiğini düşünenler için bu durum geçerlidir.
Bunun üzerinde de durmak lazım. Bizim algılayabildiğimiz, bildiğimiz tek şey zihnimizse onun içindeki dünya da bizim tek dünyamızdır. Dışındakiler ise bizim bilmediğimiz, başkalarının bildiği ,onların(diğer insanların) dünyasıdır. Hür irademiz bizi ilgi alanlarımıza götürür, zihnimizin içindekileri şekillendirir.
İkinci bakış açım ise; insanın doğasında olan yetenekle alakalı. Bir insan yapabildiği, yeteneğinin olduğu şeyleri mi yapmalı; yoksa ünü, değeri (artık neye göreyse) fazla olan şeylerle mi uğraşmalı?
En basit örnekle “basketbolun tanrısı” olarak adlandırılan Michael Jordan’ın küçüklüğünde basketbol değil de herhangi başka bir şeyle mesela resim yapmakla uğraştığını ve bizlerin onun eşsiz yeteneğinden yoksun kaldığımızı düşününce de aklıma şu geliyor:Yeteneğimizin bizi götürdüğü yere korkmadan gidebiliriz(,cesaret her yerde karşımıza çıkar,bizde olması gerekendir. O yoksa bir şeyleri başarabilme ihtimalimiz azalır) bizi ifade eden, başarıya götüren yere ( başarı derken ailelerin çocuklarını ileride görmek istedikleri, onların isteklerine göre şekillenen, bizim yaşamımızın içine giren onların bizden istedikleri şey değil)... Bunları söylerken kastettiğim ise mutluluktan ibaret değil. Çünkü benim için salt mutluluk engelli bir yaşamdan başka bir şey değil. Zira o da kaybedildiği zaman yaşamak amaçsız gelmeye başlar.
İki farklı bakış açısını birbirine bağlayarak yazımı bitiriyorum. Bilim adamı, sanatçı, yazar, şair olmak her zaman bir eleştirmen olmaktan daha üstün bir olgu olabilir ama yeteneğinin elverdiğiyle insan bunların dışında daha birçok şey yapabilir. Benim için asıl mesele rütbe, makam değildir, gerçekten yaşama daha derin bakabilmektir. Size bu son paragrafta bir paradox varmış gibi gelebilir. Ancak dikkatli bakarsanız paradoks olmadığını sadece, iki alternatif olarak bunları sunduğumu (alternatif derken bizim yaşamımızda yaptığımız şeyler bunlardan ibaret zaten; ya ekonomik refahımızı düşünerek hareket ederiz ya da tutkularımızı harekete geçiririz).
------------------------------------------
TSL 07/08 24. hafta | Beşiktaş 1-0 Galatasaray |[2 Mart]
"Türlü sebepleri var sistemsizliğimizin bir tane, iki tane değil, üç tane hiç değil. Ben hep söylerim bu topraklarda yapılagelen en sistemli aktivite beş vakit namazdır. İnsanlarımızın kanına işlemiş, genlerini taçlandırmış bir olgudur bu, yüzyıllara varan sebepleri var, bilmem anlatmış mıydım, Ankara Savaşı'nda Timur'un ordularıyla Yıldırım'ın orduları çarpışırken, ilkinin filleri öyle bir geçmiş ki bitki örtüsü üzerinden Ankara'da hala ot bitmezmiş orada! Kaç yüzyıl geçti düşünün, hikayenin hikayeliği bir kenara bizim makus talihimizi kabullenmek zorunda kalışımızı düşünün! Her alanda bu böyle, diğer alanlara da girersem işin içinden çıkamam, Beşiktaş maçıyla alakalı bir şeyler okumak isteyen, yazmak isteyen bünyelere sabah sabah rakı içirtmek zorunda kalırım."
devamı için..
Hakkımda
"gurney halleck gibi her durum için bir alıntısı, bir sözü olan adam. muhabbetini ne kadar özlediğimi sadece yanındayken farkedebildiğim. görüşme fırsatı için zirveleri bekliyoruz hep, o yüzden de kızıyorum kendime. o da belirli sebepler için kızıyor bana evet, haklıdır belki de. yine de çok sevdiğim bir adamdır.
elinde avucunda hiçbir şey olmadığı zamanlar olsa bile sadece düşünceleri ve fikirleri yeter bu adamın."
lepidodendron
"hıyarağacı masallarını anlatan komik menapoz teyzemizin baş kahramanıydı."
white magic
"msn avatarına kah vücudunu kah omzunun * fotolarını koyup latince bişeyler söyleyip insanları etkileyen --kandırmaya çalışan-- günümüzün postmodern yazarı.sonra da çağırır çıplak tablolarını çizer.böyle bir orta çağ feylezofudur..."
mazaka
"jimi the kewl adlı şahsiyetin çoğu entrysini beğenerek okurum. kendisi felsefe bölümünden mezundur ve latince gibi zor bir dili konuşabilmektedir. kendisinin kültürüne güvenirim. yazdığı entry'i okudum ve size de onun hakkında yorum yapmadan önce çoğu entrysini okumanızı dilerim."
zelda sayre
"iyi yazar ama, fazlasıyla kibirlidir. neyse, iyi yazar işte."
sohodo - yasakani - bir avuc sacma
"gerçek olabilecek kadar sanal olan kişi."
nictel
"zamanın göreceliliğini bir kez daha düşündürten adam."
kargagail
Galatasaraylılık Hümanizmi - I
"Ülkecek geldiğimiz bu noktada hem de savaşı kaybetmemizin ardından yoktan bir ülke yaratmışız. Eskinin köhneliğinin aksine ışığa yönelmiş bireyler yetiştirmeyi uman, ümmetçilikten milliyetçiliğe geçmiş, dine yakıştırılan saplantılı piskozlardan pozitivizme bulanmış hedefleri amaçlar hale gelmişiz. Karşı çıkanlar asılmış, çıkmayarak ödüllendirilenler ise paşa çocuğu kıvamında rejim bekçisi olmuş. Buna karşılık her iki güruhun arasında tost olmuş kalabalık yığın ise çok partili demokrasinin ülkeye, her şeyde olduğu gibi, hediye edilmesiyle (bizde hak arama yoktur, ne tarihimizde ne de şimdiki sosyal statümüzde, gelecekte de olmazsa, biz de olmayacağız sanırım."
devamı için..
TSL 07/08 32.Hafta | Galatasaray - Fenerbahçe | [27 Nisan] 19.05
"...Şimdi biliyorum "basiretsiz"i görünce coşkuya kapıldınız. "Aman nasıl olur da böyle dersin! Yeneceğiz Feneri!" gazıyla bir nebze olsun kanınız yerinde durmadı, şişede durmadığı gibi (ne şimdi bu, komik mi?). Yok yok yine sistemsizlikten, şundan bundan dem vurmayacağım. 90 dakika bok gibi bir futbol olsun, yıllarca Fenerbahçe mağlubiyetleriyle ezilmiş ezildikçe de çirkefleşmiş (bu alanda rekoru Fenerbahçelilerin elinden almış) Galatasaraylı taraftarlar sahayı pet şişe çöplüğüne çevirsin, Fenerbahçeliler ağladıkça ağlasın (sadece maç ASY'de olduğu zaman maç öncesinde tvlerde "dostluk kazansın..." diye zırıldasın, maç Kadıköy'de olduğunda "Ezeceğiz, parçalayacağız, korkacaksınız!" 'mode on' takılsın, ancak şark kafasına uygun beyinsiz Fenerbahçeli stratejisi!) 90. dakikada top Hakan Şükür'ün iman dolu göğsüne değil de kıçına çarparak gol olsun ve buradaki bilmem kaç adet Galatasaraylı da çıksın sevinsin, zafer çığlığı atsın, "kazandık heyyoo" diye sevinsin, bir sonraki hafta komik bir şekilde Sivas'a yenilsin..."
devamı için..
Şampiyonlar Ligi 2008 Yarı Final | Chelsea FC - Liverpool (ilk maç 1-1)
"Rab Seni Çağırıyor Avram!"

Derek Mcgovern Mirror'da yayınlanan bugünkü yazısında çok hoş benzetmeler yapmış (Poor old Avram Grant is the Timothy Dalton of management.The Israeli followed a much-loved debonair ladykiller into a coveted role and, despite doing little wrong in a short spell in the limelight, is destined to return to obscurity, having been stripped of his licence to thrill -when he first took the Chelsea job-. http://getir.net/oss ), Chelsea'de sahneye çıkınca ışıklardan (şan şöhret) hafif bir bocalama yaşadığını söylemiş. Hatta onu mevki itibariyle Timothy Dalton'a (James Bond'u oynamış adamlardan biri) benzetmiş, yani onun yerinde olmayı isteyen çok kişi vardır, manasında. (Örn. Yılmaz Vural)
devamı için..
fight club ve taxi driver
"...tyler silahı dayamış çocuğun kafasına, seni takip edeceğim, bu boktan işini bırakacaksın ve akademide ne okuduysan, ona eğileceksin derken, travis küçük orospu iris in artık işi bırakacağından, bu işin ona göre olmadığından bahsederek, bizzat bana dostoyevski 'nin yeraltından notlar'ında, yatakta orospuya hayat dersi veren, ama kendisi ve hayatı bitmiş esas oğlanı anımsatmıştır."
devamı için..